kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2020 Çarşamba

Adalet?


18 yaşındaki genç kadına günlerce işkence eden, tecavüz eden, ölümüne sebep olan Musa Orhan dün gece serbest bırakıldı. Fotoğrafta gördüğünüz kadın, öldürülen genç kadının annesi. 

"Kutsal devletimiz" gereğini düşünmüş, "şanlı askerimizi" aklamış.

Şu canına yandığımın memleketinde parsel parsel toprak var. Diyorum ki bazen uzansam memleketimin toprağına şöyle boylu boyunca, ovalarını yorgan gibi üstüme çeksem de ağlasam. Şöyle yüzümü ekşite ekşite, feryat figan, hüngür hüngür ağlasam. Sonra şu memleketin tüm camını çerçevesini indirsem. İçimdeki öfke diner mi dersiniz? Ferahlar mıyım? 

Peki diner mi bizim acılarımız? Alınmış olur mu intikamlarımız? Çözülür mü olmayasıca dertlerimiz?

Ne zaman bitecek Allahım?

Kocaman insanları yok ederek küçültüyorlar bu ülkeyi. Sığamayanları, küçülmeyenleri yok ediyorlar önce. Sonra olduğu kadar yaşayanlara da iniyor zalimlik. Sonra masumları, hayatında bir fidana bile sert dokunmamış insanları alıyorlar. Hepimiz çürüyoruz. Farkında olmadan aldığımız nefesler sıklaşıyor, daha çok of diyoruz, acılar büyüyor, kavga büyüyor, ömür kısalıyor. Çırpınıyor bazıları. Doğru veya yanlış, kafeslendikleri o küçük alanda bir ses yükseltmek dertleri. Bazıları “Fazla umutlanma sonra çok üzülürsün.” diyor. Hiçbirine “yanlışsın” diyemem ki. Doğru ya da yanlış kalmamış artık. Ne çare olur bütün bu olup bitene? Hiç bilmiyorum...

Ne benim içimdekileri dökmem çare ne de öylece susup oturmam. “Neden kimse bir şey yapmıyor?” da diyemem artık, “Ne olursa olsun!” da.

Ne zaman bitecek Allahım? 

Ölsen ölünür bu memlekette kederden.


24 Ağustos 2020 Pazartesi

“Kız mıdır kadın mıdır”

Ülkemdeki yerimi idrak ediyorum yavaş yavaş. O yavan “Olamaz ya!” inkarı yerini önce “Yazıklar olsun!” sitemine, sonra da “Lanet olsun!” öfkesine bırakıyor. Nedir benim yerim genç bir kadın olarak? Hamdolsun önünden geçtiğim kraathanelerden tarafıma yönelen bakışlardan anlıyorum bunu. Hamdolsun ki siyasilerin bedenim üstünden yürüttüğü “atışmalardan” pek güzel anlıyorum bunu. Daha pek çok şeyden anlıyorum bu ülkedeki yerimi. Ne de kıymetliymişim ben (!) Ailemin adına “leke” getirmeden büyüyüp yetişkin oldum, şimdi sırada ona evlatlar vereceğim bir koca bulmakta. Sonra ömrüm kayınpederime ve onun ismine leke getirmemeye imtina ederek geçecek inşallah (!) Kızım olursa ona da aynen bunları öğreteceğim (!) Sonra erişeceğim o “kadınlık” ve “analık” mertebesine. Çünkü benim ancak bir erkeğin izin verdiği sınırlar içerisinde, ona uygun olacak şekillerde kadın olmaya iznim var. E “kadın” olabilmem için evli olmam gerektiğini söylememe gerek yok herhalde? Başka türlü “kadın mıyım kız mıyım” nereden bilecekler?

Nedir beni bu kadar sinirlendiren gözünü seveyim? Bilmiyor muyum zaten bu toplumun kadına verdiği “değeri”? Bir şey hatırladım dün izlediğim bir video sayesinde. O attırdı şalterlerimi. Hatırlarsınız, 2011’de o zamanın başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Ankara’daki eylemlerde kalçası kırılan Dilşat Aktaş’ı ima ederek “Ankara’da bir polis panzerine tırmanan bir tane kız mıdır kadın mıdır bilemem” demişti. Erdoğan’ın sözlerini eleştirmek için konuşmasına başlayan Kemal Kılıçdaroğlu da “Git kontrol et bari. Bırak başbakanlığı, git kontrol et.” demişti. Kılıçdaroğlu’nun dediği lafı dün hatırladım. Peki nedir bu sözlerin açılımı? Hep beraber bir daha okuyalım: “kız mıdır kadın mıdır bilemem” Mevzu burada bahsi geçen kadının yaşından dolayı yaşanan bir çekince mi? Hepimiz çok iyi biliyoruz ki değil. Konu bahsi geçen kadının cinsel deneyimi. Konu, hepimizin alışık olduğu o eril dille anlatırsam “vermiş mi vermemiş mi” meselesi. Evet, başbakan ülkesindeki eylemlerde yaralanan bir vatandaştan bahsederken bunu sorguluyor. Ülkesindeki vatandaştan bahsederken onun cinsel deneyimini baz almak istiyor, bilmek istiyor “kadın mı kız mı”! Başka türlü içi rahat etmez çünkü! Emin olmak istiyor yahu! Ya “kızsa”? Ailesinin adına biz zeval gelir. Kadınsa zaten mesele yok. Kadınsa onun için ince düşünmeye gerek yok. Öte taraftan da eyleme katılan, polise direnen bir kadının cinsel hayatının başlamış olacağından şüpheleniyor Erdoğan. Tahminine göre o kadının bir cinsel deneyimi vardır ki öyle sokaklara dökülüp polise artistlik yapıyor(!) Evli olmadan cinsellik yaşayan bir kadın her manada ‘yırtıktır’ ne de olsa. Normaldir onun böyle şeyler yapması. O saygıdeğer bir kadın değildir. “Kötü kadındır”. Ah pardon-pardon, “kötü kadın” tanımını seks işçisi kadınlara layık görüyordu toplumumuz. Karıştırdım, kusura bakmayın.

Gelelim Kılıçdaroğlu’nun ettiği lafa. Onu da bir daha okuyalım: “Git kontrol et bari.” O kadar merak ettiysen git kontrol et diyor yani Kılıçdaroğlu. “Sen bir başbakan olarak neden vatandaşın kız mı kadın mı olduğuyla ilgileniyorsun yahu?” demeye çalışıyor anladığım kadarıyla.

Muhalefet partisinin, Türkiye’de büyük bir kesimin kendilerini temsil etmesi için oy verdiği partinin lideri, başbakanın bu lafı etmesinin lüzumlu olup olmadığını tartışıyor da bu lafın ne kadar cinsiyetçi ne denli çirkin ve hadsiz olduğunu tartışmıyor. Bu lafı bir başbakanın etmesini eleştiriyor ama lafın kendisiyle bir problemi yok anlaşılan. Yani lafın kendisinde bir sıkıntı yok da söyleyenin iktidar partisinin lideri olması sıkıntı. Başbakanın bu lafı etmesini eleştirirken de bunu aynı rezil ve eril dili devam ettirerek yapıyor. “Bir başbakan neden böyle konuşur” demiyor da “Git kontrol et bari.” diyor. Yani görüyorum ki kız kardeşlerim, bizler “kadın mı kız mı” olduğu büyük merak konusu olan, dileyenin gelip rahatlıkla üzerinde bunun sağlamasını yapabileceği varlıklarız onların gözünde. Ülkemizin bize layık gördüğü yer burası. Aman buradan fazla kıpırdamayın(!)

E Erdoğan ve Kılıçdaroğlu karşılıklı “atışmışlar” bize de “hepiniz aynısınız” demek mi düşer? Ne dersiniz? Çok da öfkelenmeyelim. Malum toplumumuz öfkeli kadın da sevmez. İlkokulda çiçek olurduk ya hani? İşte toplum kadınlardan bunu ömürleri boyunca yapmalarını bekliyor ki toplumun gözünde “çiçek” olabilsinler. “Cennet ayaklarının altında” olabilsin.

Cennetiniz de çiçeğiniz de sizin olsun. Biz hayatımızı cehenneme çevirenlerden hesap sorma peşindeyiz.

Bu vesileyle bir kez daha: İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR! 

23 Ağustos 2020 Pazar

#İstanbulSözleşmesiYaşatır

Fatma Altınmakas

Unutamadığım kadınlar var. Hiç tanımamış olmama rağmen. Bu kadınlardan biri Fatma Altınmakas. Benden 10 küsur yaş büyükmüş öldürüldüğünde. 6 çocuğu varmış. 7.çocuğuna hamileymiş. 14 Temmuz günü katledilene kadar daha kaç sefer öldürülmüş bu çürümüş düzen içinde, düşüne düşüne kafayı yiyecek gibi oluyorum. Kocasının kardeşi Sinan Altınmakas onunla 'birlikte' olmak istiyor, girişimlerde bulunuyor. Sözlü taciz ve şiddet başlıyor yani. İstemiyor Fatma. Dile getiriyor bunu defalarca. Ama taciz durmuyor, tehdit giriyor işin içine. Ölümle tehdit ediliyor. “Seni de kocanı da çocuklarını da öldürürüm” diyor fail. Korkuyor Fatma. Ailesini korumak istiyor. Kocasının kardeşi tarafından defalarca tecavüze uğruyor. Şiddetin her türlüsü var anlayacağınız. Psikolojik, sözlü, fiziksel, cinsel. Ailesine bir şey olmasından korkuyor,  konuşamıyor Fatma. Ama şiddet bitmiyor, artık dayanamıyor. Sesini çıkarıyor. Şikayet etmeye gidiyor. Türkçe bilmiyor.  Kürtçe tercüman sağlamıyorlar Fatma’ya. Gördüğü şiddeti anlatamıyor. “Delil yetersizliğinden” serbest kalıyor fail. Bu defa da Fatma’yı hayatı boyunca defalarca 14 Temmuzda da son kez öldüren toplum baskısı giriyor devreye. Herkes Fatma’nın kocasına “Karın kardeşine iftira attı. Bu işi çözmek gerekir. Sen gereğini yapmazsan biz ikinizi de hallederiz.” diyor. Fatma kocası Kazım Altınmakas tarafından katlediliyor. Soruyorum size? Fatma'nın katili kim? Yalnızca tetiği çeken mi? 

Fatma Altınmakas, ona yaşatılan hayat ve son ülkemizin gerçeğidir. Fatma Altınmakas içinde yıllarımızı çürüttüğümüz bu kokuşmuş düzenin kurbanı. Mevzu ölmek veya öldürülmekten ibaret değil. Mevzu bunu meşru kılan bu yere batası zihniyet. Sorgulanmayan ‘doğrular’, kaybolan hayatlar, hesabı sorulmayan suçlar, nesilden nesile aktarılan bu nefret ve şiddet geleneği... Fatma’nın katili aslında farkında olmasak bile hepimiziz.

Tecavüz faili Sinan Altınmakas hala serbest. Fatma'yı unutmayın.

Buraya kadar okuduysanız rica ediyorum İstanbul Sözleşmesini de okuyun. 

İstanbul Sözleşmesi yaşatır! 

İstanbul Sözleşmesi:  https://rm.coe.int/1680462545

İyi dileklerimle,

Yaren.